Ancak
gelin görün ki, dünyanın en değerli varlıkları olarak el üstünde tutulması
gerekirken; yerlerde sürüklenen, bıçaklanan, dövülen, vahşi emeller uğruna canı
yakılan, duyguları hiçe sayılan, adeta yaşaması için hiçbir sebep gösterilmeyen
yine kadınlarımız, kızlarımız yani bizleriz.
Doğada
bile dişiler çok daha değerliyken, insanlar kategorisinde yok sayılmak ne yaman
çelişkidir böyle.
Dünya
genelinde ve maalesef ülkemizde kadınlarımıza, kızlarımıza uygulanan bu vahşete
seyirci kalmak mümkün mü?
Nerede
kaldı düşünme yeteneğimiz?
Hangi
kilitli kapılar ardına sakladık vicdanlarımızı?
Kalplerimizi
sıcacık yapan sevgimizi özledim ben. Saygının, hürmetin, nezaketin en
kalitesini hak eden kadınlarımızın, kızlarımızın canı yansın istemiyorum artık;
tıpkı sizler gibi.
İçim
yangın yeri misali öyle dolu ki. Ne yazsam, ne kadar uzun cümleler kursam da
nafile. Biliyorum ki canımızın acısı kolay kolay hafiflemeyecek.
İşte
bu nedenle gelin; geçenlerde tesadüfen rastladığım güzel bir video açılıma
kulak verelim.
Konu
çocuklar. Yer İtalya. Karşımızda henüz ergenliğe adım atmamış 7 ila 11 yaşları
arasında erkek çocukları var. Sokaktan geçen sıradan çocuktan bir kaçı onlar. Sadece
3-4 soru soruluyor kendilerine.
Yaşları, hangi mesleği seçmek istedikleri ve
nedenleri gibi. Sonra karşılarına güzel bir kız çocuğu getirip, onlarla
tanıştırılıyor. Amaç karşı cinse karşı olan o saf ve masum hislerini anlamak.
Çocuklara kızı beğenip beğenmedikleri soruluyor. Hepsi kızı neden beğendiğini
kısacık cümlelerle, biraz da mahcup dile getiriyor.
Ardından
kızı sevmeleri söyleniyor. Hapsi o kadar şeker, o denli masum yaklaşıyor ki karşı
cinse.
Utanıyorlar belli. Elleriyle saçlarına ya da yanağına usulca
dokunuyorlar. Tıpkı annelerimizin bizleri büyütürken yaptığı gibi.
Sevgiyle,
şefkatle, nazikçe.
Bir
diğer soru ise karşılarındaki kızı güldürmeleri adına oluyor. Komik yüz
ifadeleriyle. Çocuklar ellerinden geldiğince, birbirinden komik yüz ifadeleri
takınıp kızı tebessüm ettirmeye gayret ediyor.
Sonra
aniden röportajı yapan kişi, biraz önce sevip gülümsettikleri o kıza
vurmalarını söylüyor. Hem de sertçe. Çocuklar önce şaşırıyor. Sonra üzülüyor ve ‘’Neden?’’
der gibi bir yüz ifadesiyle öylece kalıyorlar oldukları yerde. Hiç bir şey yapamıyorlar.
Röportajcı
adam bununla yetinmiyor. Sorusunu yineliyor. Yeniden kıza vurmalarını söylüyor,
adeta teşvik ediyor. Ama nafile. Çocukların hepsi reddediyor bu isteği. Ve o
andaki cevapları öyle güzel ki. İşte içimizdeki umuda sımsıkı sarılmak için en
güzel neden de bu sözler oluyor.
Bir
tanesi; ‘’Vuramam, çünkü o bir kız.’’ diyor. ‘’Vurmam, çünkü vurmak kötü bir
hareket.’’
Diğeri
‘’Kadınlara çiçekle bile vurulmaz.’’ diye tepki veriyor.
Bir
başkası en manalı sözü söylüyor belki de ‘’Vuramam, çünkü ben bir ERKEĞİM.’’
İşte
çocukların ruhları bu kadar masum.
Bu
kadar ince ve duyarlı.
Ne
olur zamanla yok olmasın kalplerindeki sevgi hareleri. Ne olur kızlarımız,
kadınlarımız şiddete uğramasın artık. Bunlar son olsun. Yavrularımız
karakterli, sağlam, güven dolu birer erkek olarak yetişsin. Çiçek saflığında ve
zarafetindeki kızlarımız yarınlarına el verirken sevginin sıcaklığından mahrum
kalmasın hiç biri.
Bizler
yetişkinler olarak da ders alalım bu
sözlerden. Elbette hepimiz böyle masumduk çocukken. İçimizde kötülüğe, can
yakmaya meyil yoktu. Anlamlarını bile bilmiyorduk aslında ta ki öğretilene değin.
Ancak büyüdük. Adam olduğumuzu zannettik. İçimizdeki çocuğu kilit altına
aldığımızı fark edemedik. Acımasızca değiştiğimizi göremedik.
İstedim
ki bu video ve yazı farkındalığımıza bir vesile olsun. İçimizdeki çocuk dünyası
ve ruhu yeniden canlansın. Saygıyla bakmanın zarafetini kuşansın. Sevgiyle
bakmanın tadına varsın. Umut işte
bakarsınız olur, peki ya siz ne dersiniz?
Bakarsınız
bir gün kadınlar öyle değer kazanır ki gözlerde, bakışlarda, düşüncelerde ve
davranışlarda; Fransız yazar ve filozof Denis Diderot’un söyledikleri gerçek
olur.
‘’Kadın
üzerine yazı yazarken kalemi gökkuşağına batırıp, mürekkebi kelebek
kanatlarının tozu ile kurulayacaksınız.’’
Var
mı böylesi zarafet dolu yürekler?
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
16.02.2015
Teşekkürler
YanıtlaSil