2 Aralık 2015 Çarşamba

ACIYA MEYDAN OKUYAN KADIN (2/2)

Karanlık bir mahzende bitmek bilmeyen eziyetler. Sevgiden yoksun kalan, hiç yaşayamadığı çocukluk yılları.

Akıl sağlığı yerinde olduğu halde; ağır depresif akıl hastalarıyla beraber geçen genç kızlık dönemi. Ruhunu neredeyse kaybedişi.    

Dışarıya çıktığında onu bekleyen hayatı hiç tanımaz. Çünkü yaşamın o albenili renklerinde hiç durmamıştır ki dönme dolabı. O yaşına kadar gördüğü sadece griden siyaha bir yelpazedir.

Yolu zordur. Karmakarışıktır. Verilecek kararlarla doludur. Ancak Marie gördüğü haksızlıklara karşı dimdik ayakta durmayı seçer. Yaşamına dört elle sarılır.

Hakkındaki tüm söylentilere kulaklarını tıkar. Sadece kalbini dinler. Üniversitenin Psikiyatri bölümünü kazanır.  Azimle okur, çalışır. Çok çalışır. Adeta kaybettiği yıllara nazire yaparcasına gecesini gündüzüne katar.

Bu arada rehabilitasyon programı sırasında tanıştığı ve aşık olduğu Joe Balter ile evlenir. Hiç olmadığı kadar mutludur artık. Maalesef bu mutluluk çok kısa sürer. Sadece 6 yıl. Çünkü kendisine aşkı ve sevgiyi tattıran eşini kaybeder.

Yine bir yol ayırımındadır. Hayata yine küsmez. İnatla direnmeyi seçer. Bu arada yakalandığı mesane kanserini de azmiyle yener.

Doktor olduktan sonra, kendisini işine adar. Sadece hastalarına değil, çevresindeki pek çok kişiye yardım etmek en büyük amacıdır.   

Bir yandan çalışırken, bir yandan da yüksek lisansını tamamlar. Konferanslarla renklendirdiği, umut ve sevgi aşılayan çalışmaları sayesinde insanların adeta idolü olur. Ve tüm bunları 24 yılına sığdırır. 

Sonra ne mi olur? Şimdi şaşırmaya hazır olun.

Bir zamanlar akıl hastası olarak girdiği Danvers State Akıl Hastanesine yönetici olarak atanır.

Kendine güvenini ve umudu hiç kaybetmeyen bu kadın artık dönme dolabında gökkuşağı misali renkler arasındadır.

1986 yılında hayatını konu alan “Nobody’s Child” filmi 7 ödüle aday gösterilir. Üçünü kazanır. Bu vesile ile pek çok kalp ondan ve başarılarından haberdar olur.

“Sing No Sad Songs” isimli bir kitap yazar. Ve tüm gelirini kendine ait olan Balter Enstitüsü’ne bağışlar. 1996 yılında sıcak bir yaz günü ise sessiz sedası hayata veda eder. Geride pek çok güzellik bırakarak.

Yaşadıkları ne kadar zor olsa da; AFFETMEYİ başaran en özel örneklerden bir tanesi. Alkışlanmaya değer hem de defalarca. Öyle değil mi?

Şimdi ne olursunuz özümüze dönüp düşünelim. Yeri geliyor, minicik olayları içimizde büyütüyoruz. Yaşama küsüyoruz. Ve maalesef affetmeyi başaramıyoruz. 
Haksız mıyım?

Dönme dolabımız pembenin çocuksuluğundan, yeşilin huzuruna, mavinin özgürlüğüne doğru dönerken yapıyoruz üstelik bunları. Ne kendimizi ne de bize sunulan yaşam armağanımızı zerre kadar önemsemiyoruz. Gözümüzü inatla kapatıyoruz. Sonra da görmemekten yakınıyoruz.

Peki neden?

Affetmek bu kadar zor olmamalı. Kendimizi seviyorsak ve saygı duyuyorsak affetmek daha kolay. Affederek hafiflemek varken, yüklerin altında ezilmek niye?

Dönme dolabımız hangi renkte durursa dursun. Sevgiyle, azimle ve sabırla en karanlık renkleri, sevdiğimiz albenili renklere dönüştürmemiz AN meselesi. İnanın bana.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

19.10.2015

Kaynaklar: https://vimeo.com/35647957 (Marie Balter Beyond Mental Illness Danvers State Hospital); http://onedio.com; http://listelist.com; http://www.technorigin.net.



1 yorum:

  1. Harika bir yazı elinize sağlık, bu mithiş hayat hikayesinden etkilenmemek mümkün değil, herşeye rağmen mutlu olmayı seçmek bizim elimizde, hepimize ilham olmasını dilerim bu güzel hayat hikayesinin, sevgiler:)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...