7 Eylül 2011 Çarşamba

SARI EN ÇOK ONLARA YAKIŞIYOR!



İstanbul’un sokaklarında görmeye en alışkın olduğumuz şeylerden bir tanesidir sarı taksiler…

Güneşli günlerde her yerde gözümüze çarpan, ama her ne hikmetse yağmur yağdığında ortadan aniden yok olan taksiler ve onları kullanan her meslekten taksi şoförü. İçlerinde üniversite mezunu olanı da var, sadece ilkokulu bitirmiş olanı da. Gündüz öğretmenlik yapıp gece taksinin başına geçen de var; baba mesleği olduğu için genç yaşından itibaren hayatını taksiye adayan da. Emeklisi de var, işinden ayrılmış olanı da. Severek yapanı da var, sırf mecbur kaldığı için direksiyon başına geçen de.

Taksiye binmek ayrı bir derttir İstanbul gibi kocaman bir metropolde, takside direksiyon başına oturup müşteri almak da. Bu madalyonun iki farklı yüzüdür aslında.

Bir yüzünde biz müşteriler varız. Taksiye her bindiğimizde, varacağımız noktaya en uzun yollardan götürüleceğimiz ön yargısı ile hep bir tedirginlik hissederiz. Belki de yolları bilerek uzattıklarına defalarca tanık olduğumuz için onlara güvenmekte zorluk çekeriz. Buna verilen para üstlerinin sahte çıkması gibi nahoş haberler de eklenince, taksiler bizim için konforlu bir taşıma aracı olmaktan çıkıverir o anda.

Kendi adıma araba kullandığım zamanlardaki sıkıştırmalarını, korna ile tacizlerini de düşünecek olursak; çok acil durumlarda ve mecbur kalmadıkça taksiyi tercih etmediğimi söyleyebilirim. Üstelik kızımın her taksiye binişinde yaptığım tembihlerin ardı arkası kesilmez, o anlarda annelik iç güdülerim her zaman daha ağır basar.

Ama öte yandan madalyonun diğer yüzündeki taksi şoförlerini  ve onların zorlu yaşam mücadelelerini göz ardı edemem. Bu yazıyı yazmamdaki ana neden de bu işte. Madalyonun diğer yüzüne empati ile yaklaşabilmemizi sağlamak.

Kimin nesi olduklarını bilmedikleri kişiler tarafından bıçaklanan, öldürülen, darp edilen, kazançlarına el konulan, artan devasa benzin fiyatlarıyla baş etmekte zorlanan, kazançları gün be gün eriyen, geçim derdinin en kıyısındaki isimlerdir onlar.

Biz onlara, onlar bizlere güvenemiyoruz. Neden? Çünkü her iki tarafta pek çok kötü örnek görüyor, bizzat yaşıyor ya da çevresinden duyduğu olumsuzluklardan fazlasıyla etkileniyor.

Oysa ki onlar da bir baba, bir ağabey, amca, dede; ev geçindirme derdini en deriden hisseden, geceleri kelle koltukta direksiyon sallayan aile sahipleri. Hepsinin anası, babası, evladı, eşi, kardeşi, yakınları, sevdikleri, özleyenleri  var. 

Giderek artan geçim sıkıntısı ve yaşam zorluğu hepimizi öyle derinden etkiledi ki, artık empati yapmayı unuttuk neredeyse. Kendimizi daha çok düşünür olduk. Giderek artan bencilliğimize artık söz geçiremiyoruz.


Negatif duygularla örülü her yanımız. İyi örneklerin azlığı, kötü örneklerin çığ gibi büyümesi de bunda etken elbette. Sonuçta herkes kendi tarafından bakıyor karşısındakine ve herkes kendi adına haklı görüyor yaptıklarını.

Bilemiyorum ama belki de yıllar içinde tecrübe kazandıkça, yaşadıklarımızla yoğruldukça daha net düşünebiliyor insan. Eskiden taksi şoförlerinin aceleci tavırlarına, yollardaki sıkıştırmalarına kızardım. 
Şimdilerde ise ne zaman arkamda bir taksi görsem hemen geçmesini sağlıyorum. Biliyorum ki ben bir süre sonra aracımı bırakıp evime gideceğim, ama onun işi o araçta, o direksiyon başında saatlerce sürecek. Üstelik bizim bir iki saatlik yolculuklarımızda taşan sabrımızın ve yorgunluğumuzun çok daha fazlasını saatlerce yaşamak zorundalar. Sinirlerinin çelik gibi olmasını beklemek, sabırlı davranmalarını ummak belki de fazla iyimserlik olur.

Evet, her iş zordur kendi alanlında. Her işin dışarıdan görünmeyen, ancak çalışanın anlayabileceği zorlukları vardır. Bunu kabul ediyorum ama yine de onları anlamaya çalışıyorum.

Taksi kullananların da duyguları olduğunu, onların da sevebileceğini, onların da bizler gibi mutlu ya da üzgün anları olabileceğini düşünmek istiyorum. Asık suratlarının, kilit vurulmuş ağızlarının, kimi zaman çeneye vurup yerli yersiz konuşmalarının vardır bir sebebi. Kötü bir gece geçirmiş olabilirler, evlerinde bir hastaları olabilir, kiralarını ödeyemedikleri için sıkıntıları vardır, eşleri ile tartışmışlardır, bir yakınlarını kaybetmişlerdir, kaza atlatmışlardır,… ne bileyim ya da en basitinden bizden önce ki zor bir müşteri tabiri yerindeyse sinirlerini oynatmış, tüm pozitif enerjilerini yok etmiştir. Sonuçta onların  da bizlerle beraber  hergün yaşadığımız bu kaostan nasiplerini fazlasıyla aldıklarını unutmamak lazım.

En azından bu yazıyı okuduktan sonra bir taksiye binerseniz eğer, bir de onlara bu gözlüklerle bakın lütfen. Belki de ön yargılarımızı azaltmamız için bir vesile olur bu ilk hamle. Ne dersiniz?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

17.08.2011

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...