15 Kasım 2011 Salı

SEVGİ ŞART!


Son zamanlarda gördüğü vahşice eziyetlerden ve acımasız dayak darbelerinden ölen pek çok kadının dramına şahit oluyoruz. Aralarından kaçmayı başaranlar çıksa bile, bir süre sonra onlar da gözü dönmüş kocalarının bıçak darbelerinden ya da narin bedenlerine ardı ardına boşalttığı mermilerden nasiplerini alıyor. Kimisi hayatının baharında, kimisi olgunluğunun henüz dem tutmuş yaşlarında…

Pek çok kadın, kadınlarımız…

Her birinde içimiz bir başka yanıyor, kalbimiz bir başka sıkışıyor. Ama gelin görün ki bir yerlerde bir yanlışlık olduğu için olsa gerek bu şiddet, bu taciz bitmiyor, bitemiyor. Aksine artıyor.


Erkeklerdeki bu şiddeti, bu öfkeyi, bu kızgınlığı, bu mal gibi sahiplenmeyi anlamak mümkün değil. Tek taraflı değildir diye bakmaya çalışsak bile; erkekleri haklı gösterecek tek bir neden bulmak  o kadar zor ki.

Nasıl bu hale geliyorlar? Ne oluyor da yine bir kadının elinde yoğrulup şekil aldıktan sonra; annelerinin, kardeşlerinin hemcinslerine, kendi kadınlarına hayatı çekilmez hale getiriyorlar? Onların yaşam haklarını ellerinden alıyorlar.

Aslında her şey küçük yaşlarda aile içi eğitimle başlıyor. Ama bunun için birbirini öncelikle sayan ve seven; sevginin gücüne inanan, topluma hayırlı birer evlat yetiştirmek için her türlü donanıma sahip olduklarına inanan bir anne ile baba gerekiyor.

Çünkü her zaman belirtmeye çalıştığımız gibi anne olmak, baba olmak; bir evlat yetiştirmek dünyanın en zor mesleği. Sonsuz bir sevgi, bitmeyen bir sabır, bolca anlayış gerektiriyor. Emek harcamanız, o emeği harcarken de tüm imkanlarınızı kullanmanız, hatta maddi manevi tüm şartlarınızı zorlamanız şart. Ama siz sevgiden, anlayıştan uzak yetiştiyseniz, aile içinde şiddet gördüyseniz; çocuğunuz da maalesef aynı kaderi yaşıyor bir şekilde. İstemeseniz de gün geliyor bir ayna olarak kendi ailenizdekileri alıp çocuklarınıza yansıtıyorsunuz. Kabahat sizde mi? Değil elbette.  Ama bu bir kısır döngü gibi devam edip gidiyor, taa ki zincirin halkalarını siz ya da bir başkası kırana değin.

İşte bu nedenle bir çocuğu yetiştirmenin ne kadar önemli bir olgu olduğunu anlayana ve kendimizi bu ağır sorumluğu almaya hazır hissedene kadar çocuk yapmamamız gerekiyor. Öyle değil mi? Çünkü iş sadece doğurmakla bitmiyor. Kendi canımızdan, kendi kanımızdan evladımıza öncelikle sevgiyle yaklaşmamız, onu sevgiye doyurmamız lazım. Ağzımızdan yanlışlıkla dahi olsa tek bir kötü söz çıkmamalı. Evladımızı aşağılayacak, kötüleyecek, onurunu kıracak tek bir söz dahi etmemeliyiz. Hele hele toplum önündeyken. Çünkü yaşları kaç olursa olsun anlamaz dediğimiz çocuklarımız her şeyi öyle iyi anlıyor ve hafızalarında bir yerlerde öyle iyi saklıyorlar ki… gün gelip yetişkin birer birey olduklarında bunlar yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. Güvensiz, sevgiye aç, ilişkilerinde korkak kişiler olarak topluma karışıyorlar. İçlerinde kin, nefret, öfke gibi tehlikeli duygular filiz vermeye hazır halde olduğundan; en ufak olaylarda kırıcı yanlarını sergiliyor ve korkaklıklarını, cesaretsizliklerini şiddetle, kavgayla, itip kakmayla bastırmaya çalışıyorlar. İşte söz etiğimiz kısır döngünün başlangıcı bu çocuk yaşlarda başlıyor ve yıllar içinde artarak sürüp gidiyor.

Geçen hafta kızımın bizzat şahit olduğu ve etkilendiği küçücük bir anekdottan yola çıkarak; ne zamandır içimi kemiren bu önemli konuyu yeniden ele almak istedim. Arkadaşları ile self servis yapılan bir yerde yemek sırasında beklerken şahit olmuş kızım söz konusu olaya. Hemen önlerinde bir anne ile küçük kızın konuşmaları; daha doğrusu annenin bir volkan misali patlayan öfkesi kızımı adeta dehşete düşürmüş.

Konuya sebep olan küçük kız çocuğu haliyle biraz yaramazmış anlaşılan, sıra boyunca annesinden tatlı istemiş durmuş. Belli ki tatlıyı çok seviyormuş. Bir iki kez diretince de annesi ‘’senin ağzına öyle bir çarparım ki! Yeter sus artık’’ diyerek adeta kükremiş herkesin içinde.

Gerek kendi ailemizde, gerekse yakın çevremizde böylesi bir azarı hiç duymayan kızım fena halde üzülmüş. Bir annenin çocuğuna böyle sözler söylemesinin ne kadar kötü olduğunu söylediğinde ona hak vermemem ve etkilenmemem elde değildi.

Bu arada herkesin içinde azarlanan çocuk susmuş mu? Hayır. Annesinin siniri geçmiş mi? Hayır. Anne kız yedikleri yemekten keyif almışlar mı? Hayır. Sonuç; aşağılanan ve kalbi kırılan çocuğun iyice huysuzlaşan, kırgınlaşan duyguları. Ve bilinçaltında bir yerlerde ekilen bir öfke tohumu.

Bu  aktardığım çok basit bir örnek belki. ‘’Adam sende, ne var bunda? Annesidir sever de döver de.’’ diyenleri duyar gibiyim. Ama ben bunlara katılmıyorum. Çünkü azarın, tokadın, itip kakmanın, dayağın bir eğitim şekli olmadığını savunanlardanım.

Bir çocuğu ancak sevgi ile yoğurur, kişiliğine saygı göstererek doğru yolda ilerlemesini sağlayabiliriz. Kızgınlıklarımızı, öfkemizi kendi içimizde eritmemiz çocuklarımıza güven dolu, sıcacık bir sevgi sunmalıyız. Bu hayat şartlarında, bu zor yokuşlarda hiç kolay olmadığını biliyorum elbette, ama karşımızda bizin bir parçamız var. Anne ve baba olarak onu sevgiye doyurmamız gerekli.

İçinde oluşabilecek öfke tohumlarının filizlenmemesi, kırgınlıklarının acısını başkalarından çıkarmaması; hayatı sevmesi, insanları seven vicdanlı bir birey olması için SEVGİ ŞART!

Yoksa ne bu dayakların, ne sokak ortasında bıçaklanmaların, ne de her bir haberi duyduğumuzda yüreklerimizde oluşan yangınların ardı arkası kesilmeyecek.

Tokat, azar, aşağılama, itip kakma, dayak, eziyet hepsinin hakkından gelebilecek tek bir şey var, o da SEVGİ. Ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın dediği gibi ‘’Eğitim şart!’’ evet ama, önce SEVGİ ŞART diyorum ben de. Unutmayalım ve her an içimizde yaşatalım lütfen.

İşte bu yüzden yine ve yeniden sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.10.2011

3 yorum:

  1. Sihirli sözcüğün sevgi olduğuna yürekten inananlardan biri olarak her satırınıza katılıyor ve yüreğinize sağlık diyorum.
    Sevgiler...

    YanıtlayınSil
  2. Bizi yetiştiren anne-babalar,kültür sakat.
    Çocuğun ne istediğini anlamaya çalışmadan sadece bağırıyorlar,tokat atıyorlar.Onlara böyle davranılmıştı,onlar da böyle davranılıyor.Kültür sakat işte.Canı cehenneme.Sonra dünya da bir sürü sorunlu insan,ardından sorunlu dünya.
    Aptal anne-baba,sevgiyi çocuğun yanağını sıkmak,öpmekten ibaret olduğunu sanıyorlar.Daha fazlasını yapın gerizekalılar...
    (Bu konu hakkında biraz dert yakındığım için kaba kelimeler kullandım)

    Güzel yazı...

    YanıtlayınSil
  3. Muhteşem bi' yazı olmuş. Öyle bi' dokunmuşsunuz ki gerçeklere, her noktaya nüfuz etmişsiniz. Sorunun kaynağı açıkça yazıyor burada: Şiddet gören, şiddet uygular. Çocuklarımıza şiddeti değil, sevmeyi öğretirsek azalacak tüm bu yangınlar. Gayet açık ve net. Ne mutlu ki böylesi kötü bi' dünyada, sizin gibi düşünen anne babalar var hâlâ. Ne mutlu böyle ailelerde büyüyen çocuklara... Darısı, henüz geç kalınmamış diğer küçük yüreklerin başına.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...