5 Temmuz 2013 Cuma

ŞÜPHENİN SON DURAĞI YOK (1/2 )

Şüphe, bıçak sırtı duygulardan bir tanesi bana göre. Bir olay karşısında hissettiğimiz emin olamama halimiz, güvensizlik duygumuz. Elbette yerinde, zamanında ve dozunda kullanıldığında insanın daha geniş düşünmesine sebep olduğu gerçeğini unutmamak gerek. Çünkü dozunu biraz kaçırdığımızda; bizden izin almadan düşüncelerimizin arasına sızdığında, hayatımız adeta bir kabusa dönebiliyor. 
Şüpheyle yatıp şüpheyle kalkar hale geliyoruz. İkili ilişkilerimizde, yakın çevremizde temasta bulunduğumuz kişilerle yaptığımız paylaşımlarda; aklımızın bir köşesinde hep ‘acaba mı?’ sorusu dönüp dolaşıyor; tıpkı atlıkarınca misali.

Acaba’lar içimizi kemirecek kadar çoğaldığında kendimize de, beraber olduğunuz kişilere de hayatı adeta zindana çeviriyoruz. Gerek kendi içimizde aradığımız cevaplar, gerekse karşıdan gelenler ne yazık ki bizi bir türlü tatmin etmiyor. Üstelik sorular  hızla  çoğalıyor, ardı arkası bir türlü kesilmiyor. Ve bir süre sonra sevgi, aşk o sımsıcak halinden uzaklaşmaya soğumaya başlıyor. Sevmenin, sevilmenin, aşkın tadını çıkarıp hayatın güzelliklerine yelken açacağımıza; şüphenin o iç burkan, duygularımızı bulanıklaştıran sularında yüzmeye başlıyoruz. Ve öyle bir an geliyor ki bulanık sularda kendimizi bile kaybediyoruz. Oysa ki kendimize, duygularımıza duyduğumuz güven kadar karşımızdaki kişilere ve duygularına da güven duymak en önemlisi. Unutmayalım ki şüphenin olduğu yerde sevgi de aşk da uzun soluklu olmuyor.

Pekiyi şüphe kendini nasıl gösteriyor? Uzmanlar; herhangi bir karardan, yargıdan ya da hükümden önce hissettiğimiz bir tür tereddüt anında ortaya çıktığını belirtiyor. 
Gerçekten de bizler daha ne olduğunu anlayamadan iç sesimiz devreye giriyor. ‘Ben buradayım, dur bakalım yaptığın doğru mu yanlış mı, emin misin, ya seni kandırıyorsa, ya oyalıyorsa? ’ diyerek kafamızı karıştırmaya başlıyor.  

Artık düşüncelerimize hakim olmanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu nedenle şüphe dolu soruların hemen her durumda içimizi sarmasına engel olmamız gerekli.  
Çünkü çoğu psikolog; şüphenin, kişinin benliğinden çıkan bir tür fobi olduğu görüşünde. Önemli olan bunu hastalık derecesine getirmemek. Bazı düşünürler tarafından "inanç ve inançsızlık arasında kalan duygu" olarak tanımlanıyor. Bu duyguya aşırı yaşayanlara "Paranoyak" veya "Kuşkucu" adı veriliyor. Sağlıklı ruh yapımızı korumak, hayatın güzelliklerine daha çok yoğunlaşabilmek adına  duygularımızın, düşüncelerimizin farkında olmamız çok önemli.

Gelin bu bıçak sırtı keskin duyguyu biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Kimbilir belki gereksiz şüphelerimizden kurtulur; ara sıra düşüncelerimizde yer almasına kendimiz izin vererek, hayata yeni pencereler açabiliriz. Ne dersiniz?

Ama önce tarihsel geçmişine kısacık göz atmakta fayda var. Tarihi kayıtlar, felsefe alanında ilk şüpheci düşünür olarak Antik çağ Yunan bilgiciliğinin kurucusu Protagoras’u gösteriyor. Onu, şüphecilik görüşünü okullaştıran Pyrrhon izliyor. Yöntemli şüphecilikte ise tek isim Descartes olarak karşımıza çıkıyor. Descartes, kesin bilgiyi buluna kadar tüm bilgilerin gözden geçirilmesi gerektiğini savunmuş. Zaman zaman insanların da yanılabileceğini özellikle vurgulamış. Ve bakın o dönemlerde şüphe hakkında nasıl bir yorumda bulunmuş? Hepimizin bildiği o meşhur cümleye nasıl ulaşmış?

 “Mademki her şeyden şüpheleniyorum o halde kesin olarak bir şey, benim şüphe duyuyor olduğumdur. Şüphe duyduğum ne ölçüde kesinse, düşünüyor olduğum da o ölçüde kesindir. Çünkü şüphe duymak düşünmek demektir. Düşünemeden şüphe duymak da imkânsızdır. Demek ki düşündüğüm kesinse, düşünen bir varlık olarak var olduğum kesindir.”

Ve sonuç… “Düşünüyorum o halde varım.”

Descartes, şüpheyi doğru bilgiye ulaşmada bir araç olarak kullanmış. Amacı hiçbir şekilde kuşku içermeyecek kesin bilgiye ulaşmak olmuş. Buradan hareketle mutluluğu elde etmenin yolları için de şu öneride bulunmuş;

*doğruyu istemek,

*doğruyu net olarak bilmek,

*imkansız şeyleri yok saymak.

Uzmanlar şüphenin bir tavır olarak felsefenin ruhunda bulunduğunu ve her filozofun felsefik bir tavır olarak şüpheci olduğunu belirtiyor. Yeni düşünceler birbirini izlerken, mevcut bilgilerin doğruluğundan şüphe edilmesi; insanları daha çok düşünmeye ve araştırmaya yöneltiyor. Farklı topluluk veya kültürlerin farklı "doğru" görüşlerine sahip olduğunun da altı çiziliyor. (devamı 2/2 ‘ de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ


26.05.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...