21 Ağustos 2017 Pazartesi

DUYGULARIMIZ NEREYE SAKLANMIŞ?

Bizi biz yapan yegane özellik duygularımız. Onlarla yaşamı en derininden hissediyoruz.

Olumlu ya da olumsuz tüm duygular bizim yaşam rengimizi belirliyor. Zaman zaman griler hatta siyahlar başrolü kapmaya çalışsa da; amacımız yeşilin, mavinin hatta pembenin o tatlı ve efsunlu kulvarlarında gezinmek.

Ancak duygularımız elimizden bir bir kaçıyor sanki. Tıpkı balon misali avuçlarımızın arasından sıyrılıp, gökyüzüne doğru yol alıp saklanıyor.

Belki de bu yüzden duyarsızlığımız. Gün geliyor içimizdeki çocuğun ne yapmak istediğini dahi anlayamıyoruz.

Bilim otoriterleri tarafından ‘Duygu körlüğü, duygu sağırlığı, duygusal renk körlüğü’ olarak da ifade edilen bu durumun bilimsel ismi ALEKSİTİMİ. Ben ‘Duygu yoksunluğu’ olarak tanımlamayı daha çok sevdim. Maalesef böylesi insanların sayısı azımsanmayacak kadar çok.  

Duyguların ne olduğunu tam olarak bilmedikleri, algılayıp tanımlayamadıkları için; o anda hangi duygusal durumda olduklarının farkında değil bu kişiler. Dolayısıyla kendilerini ifade ederken yetersiz kalıyorlar. Hal böyle olunca sosyal yaşamda bocalıyorlar. Çünkü ilişki kurmakta, bunu sürdürmekte zorlanıyorlar. Empati onlardan o kadar uzakta ki.

Bu İngilizce kelimenin kökeni eski Yunancaya dayanıyor. Duyguyu kovmak anlamına geliyor.

Aslında duygularımız bizim her şeyimiz. Tam merkezinde bedensel tepkilerimiz var. Heyecanlandığımızda kalbimizin çarpması, üzüldüğümüzde ağlamamız, öfkelendiğimizde yüzümüzün kızarması gibi. İşte bu minicik tepkiler beynimiz tarafından anlamlandırılıyor ve ortaya duygular çıkıyor. Keder, sevinç, neşe, kızgınlık, öfke, endişe, kırgınlık, mutluluk, nefret gibi.

Gelin görün ki bizim için doğal olan bu durum, aleksitimik kişiler için tam bir kaos. 

Çünkü hangi duyguyu yaşadıklarını bilemiyorlar. Dolayısıyla kendilerinden, duygularından bahsetmeyi sevmiyorlar. Hayal kuramıyorlar. Kelime dağarcıkları yetersiz. Yaratıcı değiller. İç dünyalarının derinlerine bir türlü inemiyorlar. İçlerindeki çocuk uzun zamandır susuz kalmış, içten içe ağlıyor.

Bilim adamları bu durumu; duyguları işleyen sinirlerin kısa devre yapması olarak açıklıyor.

Duyguların yok olma nedeni biraz genetik olmakla beraber; sevgisiz aile ortamlarının, özellikle çocuklukta yaşanan travmaların, şiddetin ve maalesef eğitimsizliğin bunda payı oldukça büyük.

İşte bu nedenle herhangi bir sebeple karşımıza çıkan kişileri yargılamadan önce bir kez daha düşünmemiz gerekiyor. Bize buz gibi soğuk, demir gibi katı hatta duyarsız gelmelerinin altında bu neden de olabilir. Bilemeyiz ki.

Geçenlerde okuduğum psikoloji ağırlıklı bir yazıda; bir insanın karşısındakine sadece bildiği ilişki modelini kullanarak davranabileceğini yazıyordu. Yani aslında kendisine nasıl davranıyorsa etrafındakilere de öyle davranıyor. Çünkü başka türlüsünü bilmiyor. Sevgisizse aslında kendisini sevmeyi bilmiyor, yalan söylüyorsa doğrularından sürekli kaçıyor, dürüst ise özüne de dürüst. Aslında her şey bu kadar açık ve net. Bu nedenle kendi duygu dünyalarının farkında olmayanlardan bizi anlamalarını beklemek; kendimizi üzmekten başka bir işe yaramıyor.

Bize düşen onları da oldukları gibi kabul etmeye ve hatta anlamaya çalışmak. Zorlu bir yol olsa da sonuçta bir kalbe dokunmak varsa bence değer diye düşünüyorum. Çünkü onların hayatları bizlerden çok daha zor. Stres düzeyleri daha yüksek. Duygularının farkında olmadıkları için yaşadıkları fiziksel tepkiler ve bedenlerine vereceği zararlar hayli fazla. Hiç bitmeyen bedensel ağrılar, panik atak, süregelen endişe bunlardan sadece bir kaçı.

Kadın erkek olarak ayrı gruplarda bakıldığında ise erkeklerde daha çok görüldüğünü belirtiyor uzmanlar. İyi haber ise tedavi edilebiliyor olması. Görecekleri bir takım terapilerle ve alacakları psikoterapik yardımlarla duygu farkındalığını kazanabileceklerinin altı çiziliyor.

Son söz olarak unutmamamız gereken nokta, hiç kimsenin özünde kötü olarak doğmadığı gerçeği. Her şeyin mutlaka bir sebebi var. Yollarımızın gün gelip onlarla kesişmesinin de sebebine inanıp; sevgi hamurumuza onları da katabiliriz belki. Ne dersiniz?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

26.06.2017





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...