25 Eylül 2013 Çarşamba

PROAKTİF DÜŞÜNCENİN NERESİNDEYİM? ( 2 / 2 - KELEBEKLER de AĞLAR)

Tam da yazımı sonlandırırken denk geldim bu kısa filme. İzlediğimde içimi burktu. Acımasızlığa, şiddete, sevgisizliğe, haksızlığa nasıl sessiz kalabilir ki insan? Savaşın sevgiyi yerle bir eden, insanları birbirine düşüren anlamsızlığı karşısında; çaresiz kalmanın üzüntüsünü yüreğinde nasıl hissetmez ki?

Sözünü ettiğim 2006 yılı yapımı kısa bir film. Orijinal ismi ‘One Hundred of a Second’ yani  ‘Saniyenin Yüzde Biri’. Çarpıcı sahneleri daha da kalıcı kılan müziğini ise Fars asıllı keman virtüözü Farid Farjad yapmış.

Öyle ANlar vardır ki saniyenin yüzde biri kadar kısadır. İşte o ANlarda verilen bazı 
kararlar öyle zor olur ki; vicdanınızın sesi yaşam boyu yakanızı bırakmaz. Vicdanla süslenmesi gerekli olan proaktif düşünceye güzel bir örnek olacağı düşüncesiyle paylaşmak istedim. Yorum sizlere ait.

Gelin şimdi bu kısa ama çarpıcı öyküye bakalım…

Genç güzel bir kadın aynada makyajının son rötuşlarını yapmaktadır. Belli ki önemli bir geceye hazırlanmaktadır. Biraz heyecanlı biraz da gergindir. Şimdiki zamandan geçmiş zamana dönüş tekniğinin sıkça kullanıldığı film böyle başlar. Filmimizde şimdiki zaman bir ödül gecesine, geçmiş ise acımasız, şiddet kokan bir savaş gününe aittir.

Aniden görüntüye diğer kare ve savaşın dehşet kokan görüntüleri girer. Toz, toprak içinde kaçanlar, kovalayanlar, silahlar, o görüntülere hiç yakıştıramadığım masum çocuklar ve elbette savaş muhabirleri. Görev aşkıyla canlarını tehlikeye atarak, yakaladıkları her bir zorlu anı ölümsüzleştirmeye çalışanlar.

Tam o sırada gözlerimiz masum bir kız çocuğuyla buluşur. Elindeki minik bohçasıyla kaçmaya çalışmakta olan. Çaresiz, korkmuş, ne yapacağını, nereye gideceğini bilmez halde. Arkasında ise elinde otomatik tüfeğiyle kovalayan bir adam. Savaş muhabiri genç bir kadın ise bu kargaşanın ortasında görevini yapmaya çalışmakta. Beraber çalıştığı arkadaşını dinlemeden, olaya daha net tanık olmak adına kendini riske atarak; kız çocuğunu ve kovalayan adamı takipte. Her kaçış ve kovalama karesi usta ellerinde ölümsüzleşirken; bohçasına sarılan küçük kız kaçmaya devam eder. Tam kurtulduğunu sandığı anda köşede pusu kurmuş adamla burun buruna gelir. Savaş muhabirimiz sanki olacakları tahmin etmiş gibidir. Adamı ve küçük kızı bir an olsun gözünden ayırmaz.

Tüm bu yaşanmışlıkları tam da makyajını yaparken yeniden hatırlayan kadın muhabirimiz sonunda hazırlığını bitirir ve galaya doğru yola çıkar.

Şimdi küçük kız çocuğu ve karşısında öfkeyle bağıran, silahını tüm nefretiyle üzerine kusmak için bekleyen adam karşı karşıyadır. Adam kızın elindeki bohçayı almak ister. Kız vermez. Aralarındaki onca haksızlığa bir de bu garip çekişme katılır.

Kadın muhabir her anı kare kare fotoğraf makinesinin karanlık tüneline hapsederken; küçük kızla adamın arasındaki inatlaşma devam eder.

Yeniden ödül gecesindeyiz. Genç muhabir kadın galada yerini almış. Seyircilerle beraber heyecanla açıklamaları ve verilen ödülleri izlemekte. Nihayet sıra yılın fotoğrafçısı ödülüne gelir. Nefesler tutulur. Sunucu kırmızı zarfı özenle açar ve beklenen ismi okur.

Ama kadın sanki o ANda değildir. Fotoğrafını ölümsüzleştirdiği ve kendisine bu ödülü kazandıran ANda yaşamaktadır. Çünkü şahit olduğu tabloyu, ses çıkarmadan deklanşöre bastığı ANI ve o anda verdiği kararı ömrü boyunca unutamayacak; vicdanının sesini susturamayacaktır.

Tam o ANda neler mi olur? Silahın gölgesindeki küçük kızla göz göze gelir. Sözcüklere ne hacet. Bakışları ve kalpleri konuşur sadece. Yardım ister küçük kız çaresizce yardım… Kadın muhabir bir an düşünür ancak verdiği kararı uygular. İşini tercih etmiş, deklanşöre basmış ve küçük kızın tam alnının ortasından vurulup duvar dibine yığıldığı ANI ölümsüzleştirmiştir. Ve bu fotoğraf ona yılın fotoğrafçısı ödülünü kazandırmıştır.

Ancak ya vicdanı? İşte kadın muhabir açıklanan ismin kendisine ait olduğunu görünce ve çektiği o kareyle bir kez daha yüzleşince galayı ağlayarak terk eder. Bu arada diğer seyirciler kendisini ayakta alkışlarken tebessüm etmektedir. Ne yaman bir çelişkidir oysa…

Çünkü varılan noktadaki ACI GERÇEK gün gibi açıktır.

Savaş
Acımasızlık
Görev aşkı
Bakışların sessiz çığlığı
Masumiyet
Vicdan
Kısacık ANların bedeli ağır değerleri
Sonuçta yok olan bir CAN
Ve yazımızın özü ‘’Proaktif düşünebilmenin önemi’’

Kim kazandığını kabul edebilir ki böylesi bir durumda?

Filmi izleyen herkes kendince yorum yapabilir ve herkesin fikrine saygım sonsuz elbette. Ama söz konusu çocuklar ve masumiyet olunca akan sular durmalı bence. Savaşın adı ise hiçbir zaman hiçbir yerde anılmamalı. Barışın sevginin adını anmak varken.

Proaktif düşüncelerimiz hem kendimiz hem de dünyamız için hep olumlu sinyaller taşısın. İçindeki sevgi saygı pırıltıları ise ulaştığı her noktada gönül gözümüze  katre katre yayılsın.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.10.2013

Not: Bu anlamlı filmden sayesinde haberdar olduğum Sn. Ahmet SAYGIN’a sonsuz teşekkürlerimle. İzlemek isteyenlere: http://www.youtube.com/watch?v=3jvXLKQfVPE



2 yorum:

  1. Söz Konusu Çocuklar ve Masumiyet?
    O An Her An'da O An Her Yerde İken Ve İşte O An Ustaca Anlandırılmışken Sanat,Estetik. .. O Anda Alkışlayanlar da O Anı... Anı. ..

    YanıtlayınSil
  2. İçinizi mi burduktu sadece? Bu kadarcık mı?

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...