9 Haziran 2015 Salı

ÖYLE BİR YAŞAM ki ALKIŞA DEĞER (2/2)

Helen Keller, yaşamını anlattığı “Hayatımın Öyküsü” (The Story of My Life) kitabında bolca gözlemlerini aktarıyor bizlere. Onun hayata bakışını içimize sindirmek adına, hislerine minicik bir bakışımız olsun istedim bu bölümde. 

Görmeden, işitmeden de hayattan tat ve keyif almak bu olsa gerek. Çünkü gönül gözüyle görebilen Helen’in yaşamla dansı muhteşem.

Ilık bir bahar gününde, çiçeklerle süslenmiş bir ağacın yanında kendisini pembe bulutlar içindeki bir peri kızı gibi hissetmiş.

Ormanların kokusunu, yerdeki otların ve çiçeklerin güzelliğini her fark edişinde tebessüm etmiş.

Her yeni günü sabırsızlıkla, merakla beklemiş. Öğrendiği her yeni şey, onun için sonsuz bir mutluluk kaynağı olmuş.

Bir dakikasını bile boşa harcamamış. Tıpkı tüm yaşamını bir güne sığdıran böcekler gibi; anların tadına varırken hakkını vermiş.

Her bir canlının güzelliği, ona muhteşem varoluşun nedenlerini daha yakından öğretmiş. Gürültücü kurbağalardan, vızıldayan arılardan, gülün yumuşacık yaprağından, sabah rüzgarında salınan zambakların zarafetine kadar; evrenin içindeki her detayı yaşayarak, dokunarak içine sindirmiş.

Gönül gözüyle baktıkça görüş alanı daha da genişlemiş.

Taze, özgür deniz havası ona her zaman dingin bir düşünceyi anımsatmış.

Gökyüzünden yağan karı ilk keşfettiğinde yaşadığı şaşkınlık, yerini derin bir hayranlığa bırakmış. Yeryüzünün buzdan dokunuşla dilsizleştiğini, hayatın ise derin bir uykuya daldığını öğrenmiş.

Bu satırları okuyan herkes bu müstesna kadının hayatının hep olumlu geçtiğini zannedebilir.   Oysaki tekrarlar, arada sırada baş gösteren hayal kırıklıkları ve inanılmaz yorgunluklar hayatının büyük bölümünde hep var olmuş. Yine de cesareti sayesinde; her yeni günün mucizesine tanıklık etmekten geri durmamış.

Düşünsenize görmediğine, işitmediğine üzülmek yerine; hayatın tam içine dalmış. Yaşamaktan, yaşamdan tat almaktan bir an olsun korkmamış.

Kitapları hep çok sevmiş. Elinden hiç bırakmamış. Çünkü başkalarının gördüğü, duyduğu şeyleri bu sayede daha keyifle anladığını keşfetmiş.

Tanıştığı kişilerin karakterini hep elleriyle okumuş. Sevgisini elleriyle dağıtmış. Aldıklarını da elleriyle kalbine yerleştirmiş.

Derin yalnızlık anlarında ise ne yapmış biliyor musunuz? Kendini unutup, başkalarına yardım etmenin hazzını yaşamış. Kendi ağzından dökülen sözlere hayran kalmamak elde değil.

‘’Başkalarının gözlerindeki ışık benim güneşim, kulaklarındaki müzik senfonim ve dudaklarındaki gülümseme mutluluğum oluyor.’’

Taoizmin kurucusu ünlü Çinli filozof, Lao Tzu şöyle demiş yıllar yıllar öncesinde;

‘’Eğer bütün insanlığı uyandırmak istiyorsanız; bütünüyle kendinizi uyandırın. Dünyadaki acıları bitirmek istiyorsanız; içinizdeki karanlığı ve negatif enerjiyi yok edin. Aslında dünyaya vereceğiniz en büyük hediye, kendi değişiminizdir.’’

İşte bu felsefeyi harfiyen uygulayan, çektiği onca acı ve zorluğa karşın yılmayan; başarıdan başarıya koşan harika bir kadındı bugünkü yazımın ilham kaynağı.

İnsanın hayattan ayrıldıktan sonra bile, hayranlıkla anılması muhteşem değil mi sizce de?

Hayattayken gösterilen çabaların, yine hayattayken verdiği meyvelerin; yıllara meydan okuyan tohumları onlar. Şükürler olsun ki; giderek daha da kıymetli hale geliyorlar.

Son sözleri bu muhteşem kadının; bir genç kızken yaşadığı basit bir deneyimle yapmak istiyorum.

‘’Günlerden bir gün ormanda gezintiye çıkan bir arkadaşına, heyecanla neler gördüğünü sorar Helen. 
Arkadaşı, onun bu heyecanını anlayamaz. Sıradan, anlatmaya değmeyen şeyler gördüğünü söyler. Bu cevap Helen’i düş kırıklığına uğratır. Arkadaşı adına çok üzülür. Ve işte o anda neyi anlar biliyor musunuz?

Görme engelli olmayanlar da çoğu zaman “görmeden” yaşarlar. Oysaki Helen o yıllarda; görmeden müzeleri keyifle dolaşır. Dokunduğu eşyaları heyecanla keşfeder. Ve tüm bunlardan büyük mutluluk duyar. Evet görmez, işitmez ama; parmak uçlarından dokunduğu hayatı dolu dolu yaşar. ‘’

İşte fiziksel engelleri olmamasına karşın “görmeden, duymadan” öylesine yaşayanlara; yani bizlere söylediği o muhteşem sözleri.

“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle  ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın  tüm saniyelerini nasıl özlemle  yaşadığınızı göreceksiniz."

Peki bizler ne yapıyoruz?

Bakıyoruz, ama görmüyoruz. İşitiyoruz, ama algılamaktan yoksunuz. Konuşuyoruz, ama kalplere vurucu atışlar yapmaktan o kadar uzaktayız ki.

Halbuki şükürlerle bakalım etrafımıza ne olur. Her bir detay mucizelere tanık olacak kadar muhteşem çünkü.

Elimizdekilerin ve yaşamımızın kıymetini bilip; sevgiyle sarılmak için bundan daha güzel, daha itici bir motivasyon olabilir mi?

Haydi durmayalım artık.
Fark edelim.
Fark ettirelim.

Yaşamın hakkını verelim. Şükürlerimize yepyeni şükürler katılacak ben eminim. Şimdi tam zamanı.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

21. 04. 2015



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...