4 Ocak 2013 Cuma

SUSSS…TUMMM


Susmak…

Susabilmek…

Ne büyük bir meziyet aslında. İçinde fırtınalar koparken, sözcükler yüreğinden diline, oradan dudaklarına taşınırken kendini sessizliğe mahkum etmek, edebilmek!

Susmak bir edep işi. Herkes beceremiyor. Lafına sözüne sahip olabilmek, kalitesinden ödün vermeden yaşamına devam edebilmek adına belki de en önemli ilk adım bence.

Susmak sanıldığı gibi korkmak, sinmek, duyarsız olmak değildir. Yeri geldiğinde yapılması gereken gerçekten zor bir davranış şeklidir.

Her susuş aslında kocaman sözcüklerle anlatmaktır pek çok şeyi.

Tabii sadece anlayana…

Oysa ki, tarafınıza yapılan onca ağır ve çirkin söze, tavra ve hatta yazıya karşın sadece tebessüm ederek ve hiç yokmuş gibi davranmak kolay değildir. Hele hele gururunuzu kıran, inciten sözcüklerle size alabildiğine yüklenenler varsa karşınızda ne kadar zordur o anlar… Suskun kalmak, yokmuş gibi davranmak, duymamak, görmemek, okumamak belki de yazılan tüm o hakaret dolu sözcükleri.

Halbuki bakın ‘’Kendi Kendine Düşünceler’’ adlı on iki eserlik kitabıyla ünlü Roma İmparatoru Marcus Aurelius ne der ve ne kadar doğrudur aslında;

‎"Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur; onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır."
İşte bu kadar kolay, önemli olan kendi gücünüzün farkında olmanız o kadar.

Elbette siz susarsınız sabırla ama karşınızdakiler durur mu? Hayır. Siz o susuşla tavrınızı koyarken bunu anlayamadıkları için daha da yüklenirler; üstünüze üstünüze gelirler. Adeta sabrınızı denerler.

Peki neden? Ancak o şekilde rahatladıkları için mi acaba? Tüm kinlerini, tüm öfkelerini en çirkin kelimelere sığdırarak içlerini boşalttıklarını sandıkları için mi?

Gerçekten rahatlar mı böylesi insanlar işte onu bilemem. Hiç mi vicdanları sızlamaz, geceleri yastıklarına başlarını koyduklarında hiç mi uykuları kaçmaz? Yoksa tam tersini mi düşünürler, ‘’ne güzel hak etmişti tüm o kötü sözleri, hatta fazlasını’’ diyerek daha mı rahat dalarlar uykulara.

İnsanlar yapıları gereği hep karşılarındaki insanlar tarafından anlaşılmak, ister. Yanlış anlaşıldıklarında ise adeta dünyaları kararır. Kendilerini doğru ifade edememenin iç yangınıdır bu. Olsun… siz kendinizi biliyorsunuz ya başkası hakkınızda ne düşünürse düşünsün önemli olan sizsiniz, sizin düşünceleriniz, sizin tavırlarınız ve hayata karşı dimdik cesaretle duruşunuz. Bu nedenle de suskun kalmak,  her şeye rağmen kaliteyi korumak gerek diyorum ben.

Ve İlahi adalete sığınmak… vakti saati geldiğinde sabırla susmanızın karşılığını fazlasıyla göreceksiniz, bundan hiç kuşkunuz olmasın lütfen.

Belki biraz zaman alacak, belki siz tam da artık unutmuşken olacak ama olsun. Gün gelecek her şey sizin lehinize dönecek hem de asaletinizi bir dirhem olsun bozmadan. Ve bu noktada kazanan siz olacaksınız.

Buna değer mi? Bence değer. Şöyle düşünelim mi? Zaten karşınızda sizi anlayacak birisi olsaydı o hakaretleri yapmaz, sakince sizi en azından bir kez dinler, değer verdiğini, önemsediğini gösterirdi bir şekilde. Madem dinlemeden üstelik bir de canınızı gururunuzu yakacak kadar ileriye gitti, susmak ona verilecek en ağır cezadır aslında.

Susmak, susmayı becerebilmektir asıl olan. Dengeleri korumak, karşınızdakinin daha fazla çirkinleşmesini görmemek, hatta ortamı daha fazla germemek adına da olsa önemli bence ve bir tarafın bunu yapması gerekiyor.  İşte ben diyorum ki bunu yapan taraf hep siz olun, hep bizler olalım. Ve her ne olursa olsun kalitemizden, asaletimizden ödün vermeyelim.

Tam bu noktada H. Jackson BROWN’un sözlerine kulak verelim mi? Şöyle diyor Amerikalı yazar;

‘’Yüreğinin büyüklüğü kadar yardım et ve SUS!
  Sus…
  Susabilmek öyle bir erdemdir ki…
  Son sözü söyleyen sen olsan da
  Sadece sen bil ve kendine fısılda
  Bırak seni kim nasıl bilirse öyle bilsin yüreğince insan ol
  Ve insan olabilmenin erdemini yüreğinde yaşa!...   ‘’

Erdemli, edepli, saygın olabilmek her şeye değer. Adam gibi adam olabilmek ve bunu yaşantımızın her noktasında bizzat göstermek ise kaliteli yaşamın en önemli anahtarı. Ben susmaktan yanayım. Yanış anlaşılmasın, susup içime atmaktan değil. En kısa sürede unutarak; yaşama kaldığım noktadan tebessümle devam etmek adına şimdi SUSTUMMM ve son sözü Mevlana’nın çok sevdiğim sözlerine bıraktım;

"Suskunluğum asaletimdendir, her lafa verecek cevabım var ama bir lafa bakarım laf mı diye, bir de lafı söyleyene bakarım adam mı diye."

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

28.12.2012

2 yorum:

  1. Sessizliğin çığlığını öyle güzel anlatmışsınız ki.. Yüreğinize kaleminize sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. İçinizde ki sessizliği suskunlğu çok güzel anlatmışsınız yürek satırlarınız hiç susmasın ..

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...